12 Ocak 2015 Pazartesi

saat kaç, altıbuçuk.

şimdi bir sandalyedeyim. şimdi kendimi bir odanın içine topladım. bir elbisenin içine giydirdim, ve bir adamın anılarından çekip çıkardım. şimdi ellerim ve bazı şeyler kesin olarak var. o kesin ellerimde bir bardak ve muhteşem hatalar var. kalbimi mi kırmalıyım kimseye bırakmadan. yoksa bardağı mı incitmeliyim bilemiyorum. sonra hatırlıyorum, insanın kırmaya da onarmaya da yetemeyeceğini. köşeme çekilmeliyim diyorum, fakat köşem neresi. kimin uykusunu uyuyorum, kim görüyor benim rüyamı. nasıl sürükleniyorsa evrende her şey, öyle sürükleniyorum bir sandalyedeyim. üstelik söze dökemiyorum bu milimetrik terk edişi. kanıtlaya bilir mi insan yok olan bır bıçağın kendisini kestiğini? insan ağlayabilir mi sahiden, yüreğini döke döke bir yastığın içine.
şimdi bir sandalyedeyim. bir odadayım, bir evdeyim. gittikçe uzaklaşıyorum duygulardan ve anılardan. hiç bir şey silinmiyor, her şey silikleşiyor. merhamet!. bir sanrı kalıyor benim dışımda her şeyden. peki ben kimin sanrısı olarak kalıyorum? kalıyor muyum dedim, yok hayır sürükleniyorum. santim santim uzaklaşıyorum yakın ve uzak olandan. gidiyorum fakat hiç bir yöne değil. gidiyorum fakat hiç bir yere değil. bir gidişin kendisi oluyorum, bir sandalyedeyim. bir binanın üçüncü katındayım. gözlerim kahve rengi ve siz burda değilsiniz. siz burda değilseniz ben kimin sanrısına dönüşüyorum. yalnız kemiklerim, etime saldırıyor. sarılıyor belki. böyle iyi.
şimdi bir sandalyedeyim, saçlarımı topluyorum. ellerim neredeyse güzel. kokular kalmış kıyıda köşede. tepemde bir tavan onun üstünde kulakları sağır yaşlı bir adam ve onun üstünde başka bir tavan. kutulara ayrılıyoruz, kendimizi birbirimizle karıştırmıyoruz. ben ve sağır yaşlı adam. hayır bağırmıyoruz.
şimdi bir sandalyedeyim. ne kesin bir acım var ne mutlak bir mutluluğum. hüznü bile ödünç alıyorum bir şeylerden. idareli kullanıyorum kafa karışıklığımı.
bir sandalyedeyim ve kalbimin kanınını bir boşluğa pompalıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder